28 Ocak 2010 Perşembe

19 Ocak 2010 Salı

panda

Uykuda olduğumu sanırken uyanıktım yada tam tersi geçerli. Duyduğum seslere doğru gittim. Etrafta bir huzursuzluğun ağırlığı baskındı. Zindanın kapısı gıcırdayarak aralandığında, korkuyla geri dönüp dönmemek arasında kaldım. Merak baskın çıktı.

Şeytani güzellikte bir succubus genç bir erkeğe işkence yapıyordu. Bir hiddet dalgası bedenimi sararken yardım aradım odada. Zindanın karanlıklarında saklanmış bir balor yüzündeki iğrenç sırıtışla dişi şeytanı izliyordu. Ahh ama bu nasıl olur, bu korkunç bişey diye fısıldadım. Gıcırdarcasına kahkaha attı balor bol balgamlı gırtlağıyla ve delici gözlerini üstümden çekmeden bu senin ilk pandan ona iyi bak, bir gün sana gerekecek dedi. panda mı? Ama neden panda? Pandalar masum hayvanlardır dedim. Her şanssızlığın masum bir bahanesi vardır dedi bana yaklaşırken. Şaşkındım, korkuyordum, uyuşmuştum... İyide neden bir bahane isteyeyim ki diye sordum. Balor hırıltılı bir şekilde kıkırdadı ve şöyle dedi: "bu panda kendi felaketlerini yaşayıp onlara katlanabilmen için".

Ben bu rüyayı gördükten sonra gerçek olmadığından uzunca bir süre emin olamadım ve bir süre fantastik kurgu okumamaya karar verdim. Yine de yoruma açık...

H.K.Ş
29.12.09-19.01.10

18 Ocak 2010 Pazartesi

tıkandı baba!

Kendi halime bakıp gülmeye başladım son birkaç gündür. Hiç de hayra alamet değil. Ağlanacak halime gülünce aklıma bir hikaye düştü. Sultan Mahmud ve Tıkandı Baba arasında geçen vermeyince Mabud neylesin Sultan Mahmud hikayesi.

Talihi tıkanıklara...

13 Ocak 2010 Çarşamba

tıkanık halim

Dudaklarımın ucuna kadar tıkanmış haldeyim. Kafam karışık, bunaldım, bıktım ve çok sinirliyim. Hepsi bu tıkanıklığı daha da korkunç hale getiriyor. Yazmak istiyorum tıkanıyorum, konuşmak istiyorum tıkanıyorum, gülmek istiyorum, çalışmak istiyorum. Tıkanık bir musluktan farkım yok. Ağlamak istiyorum.. Olmuyor, tıkanıyorum. Sanki pamuk tıkılmış bez bir bebeğim. Sanki ben yaşamıyorum, benim yerime benim gibi görünen bir kukla oynuyor hayatımı.

Sadece tek bir damla daha gerekiyor çer çöpün su yolundan çekilmesi için. Patlamaya yakın olduğumu hissediyorum ama aynı zamanda korkuyorum bu patlamadan. Arkasından gelecek huysuzluğumdan, sinirimden, en çok da toparlanamamaktan korkuyorum. Afyonumun patlamasından, devrelerimin tamamen yanmasından korkuyorum. Bu zamana kadar 3-5 devre yaka yaka ilerledim, hiçbiri hayati değildi. Bu sefer komple zıvanadan çıkmaktan korkuyorum.

Ne çok korkuyorum. Nasıl da sinirliyim.. Bir türlü konuşamayan, bu yüzden sürekli huysuz 3 yaşında çocuklar gibiyim. Konuşamıyorum mu demişim? Hayır konuşuyorum. Derdimi anlatamıyorum demeliymişim...

9 Ocak 2010 Cumartesi

vaatler

asla tutulmayacak vaatler ve bu vaatlere inanan biz zavallı insanlar...

kaç hayalkırıklığı gerek akıllanmamız için, kaç hayat lazım mükemmel olmamız için?

7 Ocak 2010 Perşembe

mıknatıs

Her sınav döneminde, benim için ustaca hazırlanmış, bana moral bozukluğu yaşatacak ya da beni leyla edip dikkatimi dağıtacak hikayeler var. Yine o hikayelerden birinin içindeyim. Aslında iki-üç-beşinin birden. Dengesiz ruh halime uygun dengesiz olaylar gelişmekte ve ben sanki oturup dışardan izliyorum herkesi, herşeyi. Bilenler bilir, "bela mıknatısları" nı. Onlardan biri olduğumdan nerdeyse eminim...

Aslında amacım neredeyse bir aydır aklımda olan denemeç yazısını yazmaktı fakat yarın hava kirliliği sınavı var ve ben her çalışma notlarıma baktığımda iki farklı yüz beliriyor gözümün önünde. Bir üçüncüde dışardan izliyor beni. Ne yazımı yazabiliyorum, ne sınava çalışabiliyorum, doğru düzgün uyuyamıyorum bile. Hayalperest ruhların kreatif olduğu söylenir ama nedendir bilinmez benim hayal gücüm budalalığın ötesine geçemiyor. Belki de, kabul etmek istemesem de budala bir hayalperestim...

21 Aralık 2009 Pazartesi

kuru üzüm ve fındıklı muffin




Özel istek üzerine. Fırından yeni çıktı. :))

Öykünün kakao ve çikolatadan hoşlanmayan eşi için, fındık ve üzümlü muffinler. :)) Aşağıdaki tarifte kakao yerine kuru üzüm kullanın ve fırına vermeden önce üstüne fındık parçalarını ekleyin.

Yanında kış mevsimini sevmemin bir sebebi. Boza! Üstünde baharatların kraliçesi Tarçın'la... :)

Ben henüz tadına bakmadım ama "Kestane Kurdu" beğendi. :))

Kakaolu Muffin




Yaptığım hamur işleri arasında en sevileni bu sanırım. Özellikle çocuklar okula giderken beslenmelerinde muffin görünce ayrı mutlu oluyorlar. :)

Malzemeler

* 1 yumurta
* 3/4 su bardağı şeker
* 3/4 su bardağı süt
* 1/3 su bardağı sıvıyağ(ben mısır yağı kullandım)
* 1 paket vanilya
* 1 paket kabartma tozu
* 2 su bardağı un
* 2 yemek kaşığı kakao

Önce yumurta ve şeker, şeker eriyene kadar çırpılır. Süt, yağ, vanilya eklenip tekrar çırpılır. Ayrı bir kapta karıştırılmış un ve kabartma tozu da üstüne eklenir. Son olarak kakao da eklenip çırpılır. Muffin kalıplarına boşaltılır. Önceden 170 C dereceye ısıtılmış fırında 20 dk. kadar pişirilir. Fırının eski ya da yeni olmasına göre zaman değişebiliyor. 1 bardak çay ve bir kitap alıp fırının başında oturmanız çıkması olası herhangi sorunları engeller. :)

Ben çikolatalı kek ve portakalı çok yakıştırıyorum ama evdekiler frenk üzümlü meyveli sosla yemeyi tercih ettiler. Tercihe göre fırına vermeden önce üstüne damla çikolata yada fındık da ekleyebilirsiniz.

Zeytinyağlı Pırasa

Yurttan çıkıp tekrar aile ocağına döndüğümden beri mutfakta şark görevi gibi birşey yapıyorum. Annemle aramızda sözsüz bir anlaşma var. Ben yemekleri yapıyorum o da bana karışmıyor pek. :)

Gelelim günün yemeğine...
Zeytinyağlı pırasa bizim evde çok sevilen ve kışın haftada 1-2 defa pişirilen bir yemek olup yapılması da gayet kolaydır. Hoş bütün zeytinyağlılar öyle. Doğra, tencereye doldur, kısık ateşte pişir.

Malzemelerimiz:
* 1 kg. pırasa
* 1 kuru soğan
* 2 havuç
* 1 tatlı kaşığı salça
* 1/2 çay bardağı pirinç
* 3/2 tatlı kaşığı tuz
* 1 tatlı kaşığı toz şeker
* Göz kararı zeytinyağı

Malzemeler doğranır. Soğanlar ince kıyım, havuçlar halka, pırasalar kafanıza nasıl eserse.
Tencerenin altına soğan ve havuç üstüne pırasa yerleştirilir. Salça biraz sıcak suyla açılarak üstüne dökülür. Pirinç, tuz, şeker ve yağ eklenir. Bu işlemlerden sonra yemeğinizin görüntüsü aşağıdaki gibi olur.



Pırasa yemeği ilk etapta harlı ateş, buhar çıkardıktan sonra kısık ateşte pişirilir. Suyunun bitmesi olasılığına karşın çaydanlıkta sıcak suyunuz kısık ateşte beklesin. Soğuk su katarsanız lezzeti kaçar. :) (Bu laf anneme ait :))
Pişmesi yaklaşık 1 saat kadar sürüyor. Mutfağınızın soğan kokmasını istemiyorsanız gürültüye katlanın ve aspiratörü açık bırakın. Çünkü pırasa da soğangillerden olduğu için harika bir kokusu olmuyor pişerken. Ayrıca çok karıştırırsanız pirinçler kırılır, pırasalar da ezilir.


Piştikten sonra bir cam borcama alabilirsiniz. Ne de olsa zeytinyağlı. Isıtmanız gerekmeyecek. :))
Kolay gelsin ve afiyet olsun şimdiden. :)

20 Aralık 2009 Pazar

öykü

Biliyorsunuz... Siz öldürdünüz onları. Kendinizden dahi saklamanız neticeyi milim oynatmıyor. Masum duyguları öldürdünüz, kursaklarda kaldı sevinçler...

Oysa, kuşlardık biz, ufacıktık, hayaller taşardı gözlerimizden. Azıcık mutlulukla dolardı kursağımız... Bırakmadınız ki! Yanlış hayatlarınıza bahaneler aradınız, mutlu insanları buldunuz. Sizin bahaneleriniz yalnızlığınıza sebep yanlışlarınızdı aslında..

Bu sefer kuru yok, hepsi yaş. Yananların hepsi yaş. Tüttü, tüttü, tüttü odunlar, sonra pis bir koku yayıldı, aslında yaş odunlar sandığım masum kuşların cansız bedenleriymiş. Ben görmedim. Yerde yatıyor, yıldızları seyrediyordum. Kan koktu... Bir sis girdi yıldızlarla arama, gözlerim karardı. Bir kuştum ve yanlışa düşmüşlerin hatalarının bedelini ben ödüyordum. Biz ödüyorduk. Biz kuşlar...

Ellerini masumiyet suyunda yıkayıp, sütten çıkmış ak kaşık olanlar. Aahhh!

Dün gece rüyamda bir öykü gördüm. Fırtınaya içinde esmesi için sesleniyor, onu önce dağların tepesinden uçurumların dibine vurmasını sonra tutup arşa çıkarmasını istiyordu. Beyaz bir telekti, öyküydü o kuş...

2 Aralık 2009 Çarşamba

adaptasyonumsu

İnsan herşeye alışabiliyor,
Herşeye...
Yağmura, kara, sıcağa,
Güneşe ve aya,
Acıya ve hüzne,
Yağmura, kara, sıcağa,
Güneşe ve aya...
İnsan alışmak zorunda,
Yalnız kalmamak için,
Yorulmamak için.
İnsan cesur olmak zorunda,
ve bir kaya kadar sert,
Bir şahin kadar yırtıcı.
Zarar görmemek için,
Yalnız kalmamak için,
Yalnız kalmamak için,
Yalnız kalmamak için...

H.K.Ş
27.09.09
Kadıköy/İstanbul

hava değişimi vurgunu

Kış geliyor ağaçlar!
Sizse, aptal çiçekleriniz ve siz!
Açmaya devam ediyorsunuz.
Demiştim, bu pastırma sıcakları
Hepimizi mahvedecek,
Olmayanı varmış gibi gösterip.
Sonra kış çarpacak yüzümüze,
Ansız, apansız...
Çiçeklerimizi dökeceğiz,
Mahzun, yalnız, paramparça...
Hoyrat rüzgarlara teslim edeceğiz,
Umutları, hayalleri...

...

Ancak,
Bir daha ki bahara kadar,
İçimizde bu acıyla,
Bekleyeceğiz.
Yeniden çiçek açmayı bekleyeceğiz...

H.K.Ş
27.09.09
Kadıköy

sufle günü

Sana veda edebilir miyim?
Ağzımdaki acılık,
Ne kadar tatlı yesem de geçmiyor, sanki
Daha da şiddetleniyor.
Çikolatalı sufle bile anlamsız...

H.K.Ş
27.09.09
Moda Alaturka/Kadıköy

22 Kasım 2009 Pazar

rulo pasta

Bugün 22 Kasım. Babişin 52. yaş günü. Ne kadar kızsam da, darılsam da o babiş neticede :))

Sürpriz doğum günü pastası yaptım. Normalde doğum günü pastaları yuvarlak olur ama ben rulo pasta denemesi yapmak istedim. Kunnka'nın dediğine göre güzel olmuş. :) Babamı beklemeden yedik birazcık :)) Tarifi çok kolay (bence! :D)

Keki için;
*4 yumurta
*4 y.k şeker
*4 y.k un
*1 paket kabartma tozu
*1 paket vanilin

Hazırlanışı;

Yumurtaların sarılarıyla beyazlarını ayırıp iki ayrı kapta topluyoruz. Sarıların üstüne şekeri ekleyip kremalaşıncaya kadar çırpıyoruz. Beyazlarını da (yani aslında şeffaf kısmı demek oluyor) karıştırıp köpük haline getiriyoruz. sonra köpüğü şekerli sarılara ekliyoruz ve yine karıştırıyoruz. Ayrı bir kapta karıştırdığımız un, kabartma tozu ve vanilini de yumurtalara ekliyoruz. Yağlı kağıt yaydığımız tepsiye döküp kaşıkla yayıyoruz. (Benim karışımla 1.5-2 karış ölçülerinde dikdörtgen tepsi yani standart fırın tepsisi) İnce bir hamur olcak ama telaşa gerek yok kabarıcak :))

170 C derecede önceden ısıttığımız fırına tepsiyi koyuyoruz. Kısa sürede üstü kızarıyor. Başında durmanız iyi olur. Üstü kızarınca fırından çıkarıp çok ince olmayan bir rulo halinde sarıyoruz ve ıslak bir mutfak bezini üstüne serip dinlendiriyoruz.

Ben krema olarak standart kremşanti kullandım. İçine damlaçikolata koydum ve 2 bütün muzu rulo yaparken içine koydum. Muzu dilimlemenize gerek yok zaten servis yaparken dilimleyeceksiniz :)

En üstüne de çikolata sos pişirip döktüm. Ama çikolata sos tam soğumadığı için garip bir şeyler oldu görüldüğü üzere. Çikolata sosun iyice soğumasını beklemeniz tavsiye olunur. :) Pişirenlere şimdiden afiyet olsun.







*Fotoğraf makinası çok iyi değildi yada ışık, bilemiyorum. Fotoğraftan anlayan birileri beni aydınlatsın.

5 damla

5 damladan azı ağlamak değil,
Eğer sevgili hatrına düştüğünde dökülüyorsa gözünden.
5 damladan azı kan değil,
Eğer canından çok değer verdiğin için dökülüyorsa bedeninden.
5 damladan azı ter değil,
Eğer uğruna en çok yanılacak için dökülüyorsa teninden.
5 damladan azı can değil,
Yudum yudum içmedikçe sevgiliyi,
Can suyu misali...
Ve insana yeter aşık olabilmek için,
1 damladan fazlası hep.
Her soruda bir damla
Aslında aşkın nedeni, niçini yok...


H.K.Ş
27.09.09
Tuzla/İstanbul

*Benim herşeyi bırakıp gitmeye cesaretim var, BİZ'e yetecek kadar.

BİR NEZAKET MESELESİ

İnsan hayatı ilerledikçe zorlaşıyor, hayattaki herşey gibi. Çocukluklar, yaramazlıklar, şaklabanlıklar o kadar mazur görülmüyor artık. Hem çocuk değiliz sahiden de... Ama insan birden büyüyemiyor işte. Dün çocukken bugün yetişkin olamıyor. Gençlik denilen, insan hayatının hem en berbat hem en parlak dönemi olabilecek zaman dilimini yaşamak zorunda...

Eğer ebeveynler gencin genç olduğunu kabul edebiliyorlarsa ne ala, rengarenk bir dönemin işareti. Fakat ebeveyn gençliğini yaşayamamışsa hatta, bir zamanlar genç olduğunu hiç fark etmemişse, fark etme imkanı bulamamışsa yandı gülüm keten helva...

Uzun bir süredir bir meselemiz var babamla. Bir nezaket kursuna ihtiyacım olduğunu, çok erkeksi tavırlar sergilediğimi ve höt-höt davrandığımı söylüyor. Doğrudur, kibarlığımla ve nezaketimle meşhur değilim ama babamda bir Osmanlı beyefendisi olmadığının farkında değil. Etrafımdaki rol modeller, okul hayatı, dönemin getirileri ve daha birçok şey insanı cinsiyetsiz bir kişiliğe zorluyor. Peki, doğru olan ne? Kibar, hanım hanımcık, akıllı, uslu ve becerikli bir kız olmak mmı? Belki de... Yapabilir miyim? Hayır. Kişilik meselesi. Hepsini başarsam da akıllı uslu olmayacağım hiçbir zaman. Çünkü annemin dediği gibi, yaramaz bir kızdım ve hep yaramaz kalacağım! Aklı bir karış havada ve uçarı!

Becerikli olabilirim ki oldum bile bence. (Ne mütevazilik ama!)
Hanım hanımcık? Ehh, taç giyen başın sonu bu zaten, elim mahkum. :)
Kibar? Zor iş. Dobra olmakla kibar olmak neredeyse taban tabana zıt. Her şeyi olduğu gibi söyleyebiliyorsam neden dolandırmaya uğraşayım ki? Yine de hayat yolunda piştikçe o da olur diye tahmin ediyorum.

Benim asıl merak ettiğim, benim nezaket dereceme bu denli takılan pederimin bunu bana söylerken ki kabalığını fark edip etmediği ve düzelip düzelmeyeceği sorusu. Derler ya; insan insanın aynasıdır. Gerçekten öyle. İnsan kendini nasıl görüyorsa karşısındakini de öyle görüyor demek...


H.K.Ş
22.09.09

güneşsizlik

Hani korku filmlerinde olur ya. Kutuplarda güneşsiz 1 hafta ya da 1 ay geçirilecektir. Kesin vampirler, kurtadamlar, türlü ucubeler sarar ortalığı. Ben kutuplarda güneşsiz aylarda geçen bir romantik komedi yada dram filmi bilmiyorum. Hepsi sıkıntı, korku, gerilim...

Demek güneşin terk-i diyar etmesi insanları huzursuz ediyor. Peki, sizin güneşiniz hiç sizi terketti mi? O soğuğu, korkuyu, hüznü, o tarifsiz yakıcılığı, iç sıkıntısını, mutsuzluğu hiç hissettiniz mi? Hiç çaresiz kaldığınızı ve güneşin bir daha doğmayacakmışçasına battığını düşündünüz mü? Ufuk çizgisindeki son kırıntısını aklınızda tutup günlerinizi o ışığa tutunarak geçirdiniz mi?

Emin olun filmlerdekinden daha korkunç insanın güneşini kaybedip o gece yaratıklarıyla başbaşa kalması. Hele ki o güneşin doğmasından önce hep karanlıklarda yaşadıysa insan...

O güneş onun can suyu, yaşama sebebi, ilhamı, aşkı... Onu kaybedince ne yapacağını nasıl da şaşırıyor insan...


H.K.Ş
21. 09.09
Umuttepe/Kocaeli

10 Kasım 2009 Salı

mesafe

Kendimle arama mesafe koyduğum günlerden sonra, Merhaba Hayat! Geri döndüm. Parçalandım ama yok olmadım. Şimdi en öncelerden beri eksik kalan parçaları da toparlayıp daha önce hiç olmadığım kadar bütün olmak için yoldayım. Farkettim ki sen geride kalanları beklemez, oyalananları hiç sevmezmişsin. Artık ben de beklemiyorum. Sevmemek ise, elimde değil...

29 Ağustos 2009 Cumartesi

terk edilmek - 1

* İnsanın yarım bırakılmış hamburger ile empati kurabilmesine ve hatta aynı hisleri paylaşabilmesine olanak sağlayan olgudur.

* Kalbinizi "bir mektup gibi buruşturulup, fırlatılmış" hissettiren şeydir.

* İstemdışı yalnız bırakılma biçimidir.

* Bir yavru kedi gibi torbaya koyulup geri dönüş yolunu bulamayacağınız kadar uzağa götürülüp bırakılmaya çalışılmaktır...

* Karşınızdaki küçük çocuk, deliler gibi uğraşıp uğruna salya sümük ağlayarak elde ettiği oyuncağıyla artık oynamak istemiyorsa, "ben sıkıldım bunla oynamaktan, küstüm yaaa bana ne bana ne" moduna girdiyse oyuncağın başına gelen talihsiz durum. Oyuncaksa bir kenara atılmıştır artık, oysa bir zamanlar ne kadar da emindi bu küçük, tatlı veledin onunla oynamayı ne kadar çok sevdiğinden..

* Neden terkedilir bi insan? İnsanlar tamahkardırlar. Eğer istediği bişey yoksa, alabileceği bişey yoksa, neden zaman kaybetsindir ki? "hoşça kal, ben gidiyorum" der. O anda, o size olduğundan daha mükemmel görünür. Çünkü o siz olmadan yaşabiliyor. Size ihtiyacı yok ki...
Eğer ilk aşk ise bahsi geçen, terkedilmek çok şey değiştirir. O içinizdeki hoş deliliği yokeder. Çocuksuluğu öldürür. Artık sizi bekleyen ilişkilerde tüm kalbinizle, hiç ayrılmayacakmışsınız gibi sevemezsiniz. Elinizden uçup gider paranoyasıyla dikkatli davranır, çoğu zaman söylemek istediklerinizi söylemezsiniz. Bu da aşkın o masallardaki güzelliğini, sabah meltemi gibi yavaş yavaş uzaklara neverland'e sürükler...

* Başucuna koydugun hediyesinin her bakisinda canini acitmasidir. duydugun tanidik bir melodide, gozlerini insanlardan kacirmak, kalabaliktan kacmaktir. Beraber yediginiz yemeklerin bogazinizdan gecmemesidir. Hep gittiginiz kafelerin sokagina ugramamaktir. Yolda hep basin onde gezmektir, ona benzer birini gormemek icin. Yataga basini koydugunda huzur bulamamaktır.
Tekrar asik olamamaktir. Bir depremi daha kaldiramaz hayatin. Özlem ve red, bunlari bir arada yasamaktir. Birgun iyi olacagina inanmak, bir o kadar da gunun berbatligindan emin olmaktir. Yakinamazsin, ağlayabilirsin ama gozyaslarini silecek birini isteyemezsin. "Uzak bir sehirde terk edilmek" böyle bişeydir.


ekşisözlükten alıntılanmıştır...

12 Ağustos 2009 Çarşamba

karşılık

Günlük hayatta yaşanan birçok hikaye var. Her gün bazıları iyilikler yaparken, bazıları da kötülükler yapıyor. Bazıları var ne yaptıklarının farkında, bazıları var yaptıklarının farkında değil…

İnsanlar yaptığımız iyilikleri karşılık beklemeden yapmamız gerektiğini söylüyorlar ve yaptığımız kötülükleri de kesinlikle karşılığını bulacağını bilerek yapmamız gerektiğini. Ama ben iyiliklerin de karşılık beklenerek yapılabileceğini düşünüyorum. Sıradan insanlara karşı yaptığımız iyilikler değil, bir bağlantımız bulunan insanlar için yaptığımız iyilikler… Bence bir annenin evladından beklentileri olması yanlış değil ya da evliliklerde insanlar fedakarlıklarının karşılığını bulmak isteyebilir. Çoğunluğun bu konuya yaklaşımı şu: İnsanlardan karşılık beklemeden yap, iyiliğinin ve fedakarlığının cevabını bulacaksın. Kısmen doğru, ama herkesi kendimiz farz edersek. Bazıları öylesine kendisi için yapılan fedakarlıklara, çekilen acılara kör ki, kör gözüne parmağım yapmak gerekiyor gerçekten de.

“Yapmasan ne olur? Büyüklük sende kalsın.” Çoğu zaman bunu söylüyorum kendime ama bazen öyle durumlar oluyor ki karşı taraf bunu fark etmezse iki tarafında yaşantısı kötü yönde etkilenecek. Sonuçta insanların karşılıklı beklentileri var. İnsan verdiğini zamanı gelince geri alabilmek, ektiğini biçebilmek istiyor ama bazı EQ yoksunu insanlar var ki onlar gerçekten sadece laf’tan anlıyor. Ne beden dili, ne hal hareket fayda etmiyor…

H.K.Ş
12.08.09
Ürdün/Amman