ekşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2010 Çarşamba

kıskançlık sevgi ölçütü mü?


ekşi sözlük alıntılarımızdan bir devam yazısı:(ben kendime dersler çıkardım!))
başlık: kıskanmayan sevgili
yıllar yılı elida laboratuarlarında yapılan ince araştırmalar göstermiştir ki, kişi âşık olduğunda, âşık olduğu insanı o kadar çok sever, o kadar üstün görür ki bu güzelliği başka kimseyle paylaşmak istemez -var böyle bir şey. dizdize edilen sohbetlerde bahsi geçen her karşı cins üyesi akılda "acaba, ulan, hmm bu ismi aklımda tutayım" alarmını her iki cins için de fişeklese de bu durumun kadınlarda daha sık olduğu da yadsınamaz bir gerçektir.

ne var ki, kadın kendi kıskançlıklarını dizginleyip, havanda döverekten ilişkiye baharat tadında serpiştirebiliyorsa, şüphesiz ki karşısında "istediğinle istediğini yapabilirsin, ben sana güveniyorum" diyen xxxl bir sevgili görmek istemeyecektir. hatta bu tarz bir pişkinlik "güvenmesene bana kardeşim, neyime güveniyosun?" tarzı ters tepki yapmak suretiyle kadının ipini koparıp kısrak misali koşmasına, erkek mahzeninde fingir fingir efektleri arasında degüstatörlük yapmasına sebep olabilir. işin kötü tarafı da hadisenin boku çıktığında "eytere bea" nidasıyla "illallah" söylemini açık eden bireye garip garip bakılarak "noldu genişcan, kıskandın mı?" sorusunun sorulabilecek, yanıtının ise alınamayacak oluşudur.

bunun yanında, "kıskançlık sevginin ölçütü değildir, seven insan kıskanır diye bir şey yoktur, pişkinsem günahım ne?" mealli çıkışlar son derece politik olmakla beraber ilk bakışta mantıklı gibi bile görünebilmektedir. halbuki gerçekten şöyle okkalı bir âşık olmuş ya da hayatında bir elin parmakları kadar kadın-erkek ilişkisi görmüş bir insan için sevgili sıfatına layık görülüp de vücudunun her milimetrekaresi ezberlenen insanı bir başka karşı cins üyesiyle (misal) sarmaş dolaş görünce hiçbir psikolojik rahatsızlık hissetmeme durumu; 2+2=5 denklemi kadar anlamlı, ardından gelen "ama billahi çok seviyorum" yalanı kadar gerçektir.

bu böyledir der, aksini iddia eden de dombilidir, duygusuzdur hatta hissiyatsız gudubettir der çıkarım işin içinden. ben yaptım oldu.

diğer bir görüş:
tehlikeli bir sevgilidir.
biriyle evliyim ordan biliyorum.
diğer türden olanları (hani şu ota boka gitmaa! diye zırlayanlar) zaten baştan olası gereksiz hareketleri otokontrole gerek bırakmadan engelleyebilmektedirler. tabi hiç bir kimsenin diğer bir insanın tüm yaşamını tamamiyle kontrol edemeyeceğini, bu kadar baskıdan bunalan diğer bireyin fırsatını bulduğunda ve yakalanmayacağından emin olduğunda neler yapabileceğini bu noktada bilerek göz ardı ediyoruz.

bu türden olan, kıskanmayan sevgili; kendine güven taşıyan, hareketlerinin ve kabul edebileceklerinin sınırlarını karakterinin doğal bir uzantısı olarak çoktan belirlemiş bir bireydir.
arkadaşlarla haftasonu dağa bayıra çıkılacaktır, çıkarsın. o da zaten arkadaşlarıyla buluşacaktır.
bir geceni bilgisayar başında da geçirebilirsin, ona yeteri kadar vakit ayırıyorsan bu da problem değildir.
habersizce eski arkadaşlarınla (içlerinde bayan olsun olmasın) bir akşam topluca yemeğe çıkabilir, çakırkeyif de dönebilirsin. senden eminse hiç sorun değildir.
arkandan gitmeaa! diye ağlamayacaktır.
amma ve lakin; bu durumların hepsi otokontrole, yani senin sınırlarını bilip ona göre davranabilmene bağlıdır. ola ki bir noktada kontrolü elinden kaçırdın; işte orda yan bastığının resmidir.
kapıyı çeker ve çıkar.

böyle olacağını baştan bilmektesindir; bu nedenle arkasından "gitmeaa! sensiz yaşayamam!" diye ağlayamazsın da. işe de yaramayacaktır zaten.
kaldıramayacak, kendini bilmeyen insanlara göre değildir "kıskanmayan sevgili".

özlemek


hep diyorum ekşisözlükte iyi yazan bikaç adam var diye, resmen benim hissettiğim ama dillendiremediğim şeyleri sosyolojik tespit olarak ortaya koymuş :))
başlık: abartı özlenen sevgili sendromu
özlemek fiilinin artık son raddesine ulaşmış halidir. bu esnada ola ki iletişim kurabiliyorsanız sevgili ile ona açılmamanızı tavsiye ederim. özlediniz mi? tamam özledim seni bu kadar. ola ki abartılı özlemenin abartısını, yaşamayan anlayamadığı için size aynı raddede karşılık veremeyecektir. belki de bu bir zorunluluk değildir abartı özlemek, kimisi sadece özler, özleyebilir, bunda rahatsız olunacak bir nokta yoktur,
ama abartı özleyen şahıs emin olun ki artık kafayı sıyırma noktasına gelmiştir; hatta neredeyse psikolojik bir desteğe ihtiyacı vardır. bu yüzden karşıdakine onu abartılı derece özlediğini anlatmaya çalışırken kişi, onu abartı derecede olmayan ama özleyen sevgili tarafından "abartılmış" bir pozisyonda bulur kendisini.
bu yerine hayal kırıklığını getirir.
bu da kapanması çok zor olan yaraları. hele ki özleyen sevgili birbirinden ayrı düşmüş sevgilidir. ve bu esnada iletişim olanakları skype, msn, telefon gibi kısıtlı iletişim olanaklarından başka bir şey sunamaz insana.
ve birbirinin yüzüne bakarak, elini okşayarak, dudaklarını seyrederek, nefesini hissederek seven çift için bu telefon, msn, skype gibi naneler hiç de hoş sorun giderme ağı değildir, olamamıştır.
siz siz olun, abartılı derecede özleyen sevgili kısmında iseniz, bu sendromu sakın ola ki sizi, sizin onu olduğu kadar özleyemeyen -bu bir hata değildir, gayet normaldir- sevgiliye bu abartınızı dillendirmeyin. bu sizi artis, cool ya da duygusuz yapmaz. size, ilişkinizi kurtarma boyutunda yardımcı olur.

bu başlıklara kadar gelmişseniz ve bu entry'e kadar okumuşsanız; belki ilginizi çeker:
(bkz: uzaktaki sevgili)
(bkz: uzak mesafe ilişkisi)
(chemsuk, 04.01.2009 07:58)

29 Ağustos 2009 Cumartesi

terk edilmek - 1

* İnsanın yarım bırakılmış hamburger ile empati kurabilmesine ve hatta aynı hisleri paylaşabilmesine olanak sağlayan olgudur.

* Kalbinizi "bir mektup gibi buruşturulup, fırlatılmış" hissettiren şeydir.

* İstemdışı yalnız bırakılma biçimidir.

* Bir yavru kedi gibi torbaya koyulup geri dönüş yolunu bulamayacağınız kadar uzağa götürülüp bırakılmaya çalışılmaktır...

* Karşınızdaki küçük çocuk, deliler gibi uğraşıp uğruna salya sümük ağlayarak elde ettiği oyuncağıyla artık oynamak istemiyorsa, "ben sıkıldım bunla oynamaktan, küstüm yaaa bana ne bana ne" moduna girdiyse oyuncağın başına gelen talihsiz durum. Oyuncaksa bir kenara atılmıştır artık, oysa bir zamanlar ne kadar da emindi bu küçük, tatlı veledin onunla oynamayı ne kadar çok sevdiğinden..

* Neden terkedilir bi insan? İnsanlar tamahkardırlar. Eğer istediği bişey yoksa, alabileceği bişey yoksa, neden zaman kaybetsindir ki? "hoşça kal, ben gidiyorum" der. O anda, o size olduğundan daha mükemmel görünür. Çünkü o siz olmadan yaşabiliyor. Size ihtiyacı yok ki...
Eğer ilk aşk ise bahsi geçen, terkedilmek çok şey değiştirir. O içinizdeki hoş deliliği yokeder. Çocuksuluğu öldürür. Artık sizi bekleyen ilişkilerde tüm kalbinizle, hiç ayrılmayacakmışsınız gibi sevemezsiniz. Elinizden uçup gider paranoyasıyla dikkatli davranır, çoğu zaman söylemek istediklerinizi söylemezsiniz. Bu da aşkın o masallardaki güzelliğini, sabah meltemi gibi yavaş yavaş uzaklara neverland'e sürükler...

* Başucuna koydugun hediyesinin her bakisinda canini acitmasidir. duydugun tanidik bir melodide, gozlerini insanlardan kacirmak, kalabaliktan kacmaktir. Beraber yediginiz yemeklerin bogazinizdan gecmemesidir. Hep gittiginiz kafelerin sokagina ugramamaktir. Yolda hep basin onde gezmektir, ona benzer birini gormemek icin. Yataga basini koydugunda huzur bulamamaktır.
Tekrar asik olamamaktir. Bir depremi daha kaldiramaz hayatin. Özlem ve red, bunlari bir arada yasamaktir. Birgun iyi olacagina inanmak, bir o kadar da gunun berbatligindan emin olmaktir. Yakinamazsin, ağlayabilirsin ama gozyaslarini silecek birini isteyemezsin. "Uzak bir sehirde terk edilmek" böyle bişeydir.


ekşisözlükten alıntılanmıştır...