içimden... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içimden... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2012 Pazar

Vapur

Gerçek İstanbul’da yaşamaya başlayalı beri vapur sevdalısı oldum, hoş istemesem de mecburdum ya neyse.


Mesela dubalar var denizin ortasında, ölesiye yalnız ve başıboş görünüyorlar. Halbuki onların ayakları bizimkilerden daha sağlam basıyor yere. Ağaçlar gibi, hayattaki dönüm noktaları gibi. Biz dönüp dolaşıp geçiyoruz aynı yerlerden, onlar hep orda.

Sonra telaşlılık var. Vapura geçilen bekleme salonunun kapıları açıldığında insanların sanki ipi göğüsleyecekmişçesine, atlet misâli koşmaları var. Ben hiçbir vapurda ayakta kalan olduğuna şahit olmadım. Bu acele, hırs neden?

Martılar eşlik ediyor vapurlara Boğaz’ı geçerken. Bir geri dönüp bir ileri uçsalar da ne gerisinde kalıyorlar, ne ilerisine geçiyorlar. Kıyıya yanaşırken kanat çırpıp şimdilik hoşça kal diyorlar.

Vapurların kıyıya yanaşma sahneleri öyle hüzünlü ki. O koskoca geminin iki naylon halatla esir tutulabilmesi. Bir de bütün iskelelerde, vapurlarda hep aynı yeşil halat fakat neden?

Bir de Marmara Adası’ndan İstanbul’a dönüşümüze dair güzel bir anım var. 4 günlük huzur dolu bir tatilin ardından şehrimize dönüyoruz. Arabalı vapur kıyıdan uzaklaşırken bir yerlerde son ses Barış Manço’nun “Müsadenizle Çocuklar” şarkısı çalıyor. Vapurdakiler kıyıdakilere, kıyıdakiler vapurdakilere el sallıyor, tâ ki şarkıyı duyamaz, birbirlerini seçemez oluncaya kadar. Tanımadığımız insanlara en son ne zaman coşkuyla el salladık sanki bir yakınımızı kıyıda bırakmışçasına?

H.K.Ş
16.02.12

24 Haziran 2011 Cuma

reddedişler - 1



Neden bilmem ama tatlı bir telaşın, bir heyecanın, özellikle hayran olunası bir bilgi veya güzel bir haberin, olayın üzerimde tuhaf etkileri var. Gözlerimin dolması, sesimin dalgalanması, titremesi, dudaklarımın gülümsemek istercesine ısrarla kıpırdanması gibi...

Bunlar engel olabileceğim etkiler olmadığı gibi daha çok vücudumun olaylara verdiği bir reaksiyon bence... Böyle anlarda beynimin, havsalamın kaldırabileceklerini bedenimin -bana ihanet eden kör olasıca bedenimin- kaldıramayacağını hissediyorum.

Üstümde bana uymayan, heyecana ve hüzne dayanıksız bu kalıpla ruhumun ne kadar ilerleme kaydedebileceği sorusuysa benim için cevapsız sorulardan biri, her ne kadar tahmin edilebilir bir cevap olsa da...

Aslında işin özü bütün insanlık için geçerli bir çaresizlikte yatıyor. Bir bedenin ihtiyaçları, keyifleri, sınırlayıcılığı, olmak istediğimiz kişi olma yolunda hepimiz için birer engel. Hayatın bir engelli koşu olduğunu kabul edersek, bence haddinden çooook uzun bir koşu bu...

Mesela benim ruhum aslında şöyleyken,



ben sıradan bir bedenin içinde hapsolmuş durumdayım. Özellikle bana verilen bu bedenin beyninde hatırlamaya ve ezberlemeye yarayan bölüm çok zayıf kalmış... Kime şikayet edebilirim ki?

H.K.Ş
20.06.11