19 Ocak 2010 Salı

panda

Uykuda olduğumu sanırken uyanıktım yada tam tersi geçerli. Duyduğum seslere doğru gittim. Etrafta bir huzursuzluğun ağırlığı baskındı. Zindanın kapısı gıcırdayarak aralandığında, korkuyla geri dönüp dönmemek arasında kaldım. Merak baskın çıktı.

Şeytani güzellikte bir succubus genç bir erkeğe işkence yapıyordu. Bir hiddet dalgası bedenimi sararken yardım aradım odada. Zindanın karanlıklarında saklanmış bir balor yüzündeki iğrenç sırıtışla dişi şeytanı izliyordu. Ahh ama bu nasıl olur, bu korkunç bişey diye fısıldadım. Gıcırdarcasına kahkaha attı balor bol balgamlı gırtlağıyla ve delici gözlerini üstümden çekmeden bu senin ilk pandan ona iyi bak, bir gün sana gerekecek dedi. panda mı? Ama neden panda? Pandalar masum hayvanlardır dedim. Her şanssızlığın masum bir bahanesi vardır dedi bana yaklaşırken. Şaşkındım, korkuyordum, uyuşmuştum... İyide neden bir bahane isteyeyim ki diye sordum. Balor hırıltılı bir şekilde kıkırdadı ve şöyle dedi: "bu panda kendi felaketlerini yaşayıp onlara katlanabilmen için".

Ben bu rüyayı gördükten sonra gerçek olmadığından uzunca bir süre emin olamadım ve bir süre fantastik kurgu okumamaya karar verdim. Yine de yoruma açık...

H.K.Ş
29.12.09-19.01.10

18 Ocak 2010 Pazartesi

tıkandı baba!

Kendi halime bakıp gülmeye başladım son birkaç gündür. Hiç de hayra alamet değil. Ağlanacak halime gülünce aklıma bir hikaye düştü. Sultan Mahmud ve Tıkandı Baba arasında geçen vermeyince Mabud neylesin Sultan Mahmud hikayesi.

Talihi tıkanıklara...

13 Ocak 2010 Çarşamba

tıkanık halim

Dudaklarımın ucuna kadar tıkanmış haldeyim. Kafam karışık, bunaldım, bıktım ve çok sinirliyim. Hepsi bu tıkanıklığı daha da korkunç hale getiriyor. Yazmak istiyorum tıkanıyorum, konuşmak istiyorum tıkanıyorum, gülmek istiyorum, çalışmak istiyorum. Tıkanık bir musluktan farkım yok. Ağlamak istiyorum.. Olmuyor, tıkanıyorum. Sanki pamuk tıkılmış bez bir bebeğim. Sanki ben yaşamıyorum, benim yerime benim gibi görünen bir kukla oynuyor hayatımı.

Sadece tek bir damla daha gerekiyor çer çöpün su yolundan çekilmesi için. Patlamaya yakın olduğumu hissediyorum ama aynı zamanda korkuyorum bu patlamadan. Arkasından gelecek huysuzluğumdan, sinirimden, en çok da toparlanamamaktan korkuyorum. Afyonumun patlamasından, devrelerimin tamamen yanmasından korkuyorum. Bu zamana kadar 3-5 devre yaka yaka ilerledim, hiçbiri hayati değildi. Bu sefer komple zıvanadan çıkmaktan korkuyorum.

Ne çok korkuyorum. Nasıl da sinirliyim.. Bir türlü konuşamayan, bu yüzden sürekli huysuz 3 yaşında çocuklar gibiyim. Konuşamıyorum mu demişim? Hayır konuşuyorum. Derdimi anlatamıyorum demeliymişim...

9 Ocak 2010 Cumartesi

vaatler

asla tutulmayacak vaatler ve bu vaatlere inanan biz zavallı insanlar...

kaç hayalkırıklığı gerek akıllanmamız için, kaç hayat lazım mükemmel olmamız için?

7 Ocak 2010 Perşembe

mıknatıs

Her sınav döneminde, benim için ustaca hazırlanmış, bana moral bozukluğu yaşatacak ya da beni leyla edip dikkatimi dağıtacak hikayeler var. Yine o hikayelerden birinin içindeyim. Aslında iki-üç-beşinin birden. Dengesiz ruh halime uygun dengesiz olaylar gelişmekte ve ben sanki oturup dışardan izliyorum herkesi, herşeyi. Bilenler bilir, "bela mıknatısları" nı. Onlardan biri olduğumdan nerdeyse eminim...

Aslında amacım neredeyse bir aydır aklımda olan denemeç yazısını yazmaktı fakat yarın hava kirliliği sınavı var ve ben her çalışma notlarıma baktığımda iki farklı yüz beliriyor gözümün önünde. Bir üçüncüde dışardan izliyor beni. Ne yazımı yazabiliyorum, ne sınava çalışabiliyorum, doğru düzgün uyuyamıyorum bile. Hayalperest ruhların kreatif olduğu söylenir ama nedendir bilinmez benim hayal gücüm budalalığın ötesine geçemiyor. Belki de, kabul etmek istemesem de budala bir hayalperestim...